Mutlu yıllar

image

Minik kediskom ve ben hepinizin yeni yılını kutluyoruz ve size mutluluklar diliyoruz. Ağız tadınız hiç eksik olmasın, sevdikleriniz hep yanınızda olsun inşallah:)

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Üç peynirli lazanya

DSC_1297

Evde vakit geçirmeyi seven insanlardan mısınız bilmiyorum ama Cumartesi akşamı Ankara’ya ilk karın yağması ve ardından gelen nefes kesici soğuklar ile beraber evde uzun uzun vakit geçirebileceğimiz yılın o tatlı vakitleri geldi bence. Eğer canım sıkkın değilse, evde vakit geçirmeyi severim. Güzel bir kitap, sıcak bir bardak çay ile uzun saatler geçirebilirim. Sıkılırsam eski bir Türk filmi veya sevdiğim bir dizinin üç beş bölümünü arka arkaya izleyebilir, koltukta tatlı tatlı uyuklayabilirim. Aylardır düzenlemeye üşendiğim çekmeceleri elden geçirip, daha önce hiç denemediğinim bir yemek tarifini deneyebilir, ya da tamamen yeni bir yemek uydurabilirim. Bu tarif de bütün bir haftasonu evden dışarı çıkmadığım bir vakitte uydurdum. Bence siz de deneyin.

Malzemeler (4 kişilik)

  • 6 yaprak lazanya
  • 100 gr rendelenmiş kaşar peyniri (parmesan olursa daha şahane olur tabii)

İçi için:

  • 250-300 gr lor peyniri
  • 1 yumurta
  • 1 avuç ince doğranmış fesleğen (ya da dereotu)
  • Yarım limonun kabuğunun rendesi
  • 4-5 dal ince doğranmış taze soğan
  • Karabiber
  • 125 gr mozarella peyniri

Sosu için

  • 400 gr domates konservesi (yazın yapacaksanız kabukları soyulup küçük küçük doğranmış 3-4 iri domates yeter herhalde)
  • 3 diş sarımsak
  • 2 tatlı kaşığı domates salçası
  • Zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı kuru nane
  • 1 tatlı kaşığı reyhan
  • 1/2 bardak su
  • Tuz karabiber

Tarif

  • Sarımsakları incecik doğrayın ve ya ezin, zeytinyağı eklediğiniz tencerede bir iki dakika kavurun, salçayı ekleyip onu da kokusu çıkana kadar çevirin. Daha sonra domates konservesi, zeytinyağı, nane ve reyhanı tencereye ekleyip, kaynamaya bırakın. Kaynadıktan sonra suyu tuz ve karabiberi de ekleyip bir taşım daha kaynatıp, ocaktan alın.
  • Sos kaynarken başka bir kapta lor peyniri, yumurta, doğranmış yeşillikler ve limon kabuğu rendesini bir çatalla karıştırın. Karabiber ekleyin.
  • Domates sosundan lazanyayı yapacağınız fırın kabının içine 2-3 kepçe döküp yayın, sonra 2 lazanya yaprağını yerleştirin, üzerine üçe böldüğünüz içten yerleştirin, üç parçaya ayırdığınız mozaralledan bir parçayı araya ufak ufak parçalayarak dağıtın, sonra tekrar lazanya yapraklarını yerleştirip aynı işlemleri diğer katları için de yapın. En üst katta lazanyayı yerleştirdikten sonra domates sosunun kalanını dökün, mozarella parçalarını ve kaşar peyniri rendesini yerleştirip, 200 derecede önceden ısıtılmış fırında peynirler kızarana kadar yaklaşık 20-30 dakika kadar pişirin, fırından çıkardıktan 15 dakika sonra servis edebilirsiniz.
Posted in Makarnalar | Tagged , , , , | 2 Comments

Aşure

DSC_0910 (2)

Bendeniz ezelden sessiz bir insan olarak bilinirim. Şimdi ilk defa görseniz beni, belki soğuk bir insan olduğumu düşünürsünüz. Oysa esasen sessizliğim ve sakinliğim bebekliğimden beri meşhurdur. Bebekliğimden beri derken yanlışlıkla yazmadım bunu. Aile içinde, bebekken hiç ağlamadığımdan, çok yoğun çalışan  babamın bu kız nasıl ağlıyor acaba diye merak edip, aşı yapılırken annemle beraber geldiği, o vakit bile pek ağlamadığım iki mik mik yapıp sustuğum rivayet edilir, o derece.

Dedim ya tanışsak belki yüz yüze, yakın olsak artık, bazı anlar gelir, ne söyleceğimi hiç bilemem ben, susup kalırım, belki uzun bir sessizlik olur aramızda. Ben rahatsız olmam mesela o sessizliklerden pek, işte blogumla aramda da öyle bir şey oluyor galiba. Adeta bir insan gibi bazen ne yazacağımı bilemiyorum ve bir sessizlik oluyor, ben bir süre rahatsız olmuyorum bu sessizlikten, doğal gibi geliyor bana. Sonra bir fark ediyorum ki, koca bir ay hiç yazı yazmamışım (tamam kabul ediyorum düzenli yazmak daha iyi oluyor tabii ki).

Aşureye gelince, biliyorum herkesin ailesinden, geçmişinden gelen bir aşure beğenisi ve kuralları var. Kimi fasulye, kimi nohut sevmiyor içinde, kimi çok malzemeli sevmiyor, kimi illa incirli seviyor, kimi bol malzemeli seviyor, herkesin bir tarzı var işte. Bana gelince, aşureyi bol meyveli severim ben, fındıklı, cevizli ve az şekerli, fasulyeyi, nohutu pek ayırmam, olduğu gibi yerim ama aşureyi çok severim, hem tadını hem de manasını. Aşure dediğimiz şey birbiriyle o kadar ayrı, kat’iyen bir araya gelmeyecek malzemeleri birleştirir, kaynaştırır ve öyle bir lezzetli hale getirir ki, dayanamaz lüp lüp yersiniz. Ne bileyim düşündükçe çok anlamlı gelir bana.

Bu benim ikinci aşure pişirme deneyimim olduğu için tarif paylaşmaya utandım biraz açıkçası, zaten esas olarak aşureyi Refika Birgül’ün tarifine göre yaptım, sadece fasulyeyi biraz daha çok, şekeri ve çiçek suyunu biraz az kullandım. Ne bileyim güzel oldu gibi sanki. Siz de benim gibi yeni yeni aşure yapmaya başlamışsanız ve bir tarife ihtiyacınız varsa, Refika’nın tarifinden faydalanabilirsiniz bence. Eğer yıllardan beri aşure pişiren güzel insanlardansanız, siz bize tarif verirsiniz belki:) Oyle ya da boyle hepinize afiyet olsun efendim:)
image

Not: Bu arada dün gece kedimin fotolarını da ekleyeyim diye taslak bir yazı oluştururken, yazıyı yanlışlıkla yayınlayıvermişim, hay bin akıllı telefon diyorum. Madem o yazıyı gyu diye yayınladım, bu yazıyı da Egemen Bağış gibi rö ve oukl diye bitiririm deyip konuyu kapatıyorum:)

Posted in Uncategorized | Tagged | 4 Comments

Ev yapımı acı biber sosu

DSC_1284 (2)

Evde bir kedi ile yaşamanın sayısız güzel yanı var. Bazen kızsanız da, elleriniz, bacaklarınız tırmık içerisinde kalsa da, yolunmuş koltuklarınıza bakıp iç geçirseniz de, sevginiz de bir azalma olmuyor gerçekten, garip. Belki size komik gelecek ama o zaman anne olan arkadaşlarımı biraz da olsa anlayabiliyorum gibi geliyor.

Bizim kedi de ayrı bir alem. Bir kere çok yaramaz ve komik, moduna girdi mi yerinde durdurulamıyor, hop oraya hop buraya evde zıplaya zıplaya geziyor. Evden gitmemize çok sinir oluyor. Ne zaman çıkmak için hazırlanıp, kapının önüne gelsek deli gibi miyavlayıp gitmememiz için adeta yalvarıyor. O anlarda nasıl içim parçalanıyor anlatamam. Bir de öyle hızlı ki, kapıyı açınca rüzgar gibi koridora fırlıyor. Geçen gün Çağlar evden çıkarken, çaktırmadan evden kaçmış. Üst kat komşumuzun kapısına dayanmış, miyav miyav kendini içeri aldırmış. Yemiş, içmiş, bir de tuvalete gitmiş, baya takılmış yani, öyle rahat. Sonra bir başka gece de Çağlar eve girerken, koridora fırlayıp merdivenleri son sürat inip, o esnada evini havalandıran bir başka komşumuzun evine sinsice girmiş. Kadıncağız kapıyı kapatıp, salona geçip koltuğuna oturunca, hop yanına çıkmış, kadını korkutmuş, şakacı. Her ne kadar biraz yaramaz olsa da, evde kedi bakmak güzel bir şeymiş, kendisini eve alışımızın üçüncü ayını tamamladığımız şu günlerde düşüncelerim budur efendim.

Bu tarife gelince, kendisini Dokuzuncubulut’ta buldum, ölçülerini kendime göre ayarlayıp bu ay iki kere yaptım, çok da güzel oldu. Kıpkırmızı rengiyle Cumhuriyetimizin 90. yıldönümünde yayınlasam iyi olur diye düşündüm, nice mutlu yıllara Türkiye’m.

Malzemeler

  • 700 gr kapya biber (kapya biber=bildiğiniz kırmızı biber)
  • 400 gr acı küçük kırmızı biber (ilkinde Maraş, ikincisinde Urfa biberleri denedim)
  • 1 bardak su
  • 6 yemek kaşığı elma sirkesi
  • 4 tatlı kaşığı şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 tatlı kaşığı kişniş tohumu(isterseniz koyun)

Tarif

  • Kapya biberleri ve kırmızı biberlerin çekirdeklerini temizleyip iri parçalara bölün (eldiven kullanın, elleriniz yanmasın bence).
  • Kapaklı bir tencereye yerleştirin, 1 bardak suyu ekleyin, kapağını kapatın, biberler iyice yumuşayana kadar pişirin.
  • Biberler iyice yumuşadıktan sonra, el blenderi ile püre haline getirin.
  • Sirke, şeker, tuz, havanda dövdüğünüz kişnişi ekleyip karıştırın, küçük kavanozlara koyup buzdolabında saklayın.
Posted in Uncategorized | Tagged , | 4 Comments

Nohuttan krakerler

DSC_1230

Düşünüyorum da biz çocukken her şey ne kadar güzeldi, GDO’ydu, MSG’ydi nedir öğrenmek zorunda olmayan annelerimiz de, reklam bombardımanına tutulmayan ve her gördüğünü istemeyen bizler de çok şanslıydık bence. Benim çocukluğumda, henüz her yer süpermarket ve paketli ürün dolu değildi, evde yemek yapmaya daha çok vakit vardı ve annem dondurma yemek istediğimiz zaman ben size evde yaparım deyip geçiştirir, biz de pek isyan başlatmazdık. Şimdi etrafıma bakıyorum da, eğer bir şekilde endüstriyel ürünler tüketmemeye karar verdiysek işimiz çok zor. Mesela ben, eve asla bisküviydi, cipsti kolaydı bunları almıyorum, ama dışarı çıktığımız akşamlarda bir yerlerde otururken önümüze koyulan cipsleri, abur cuburları afiyetle yiyorum, sanki dışarıda yediklerim sütten, bir zararı olmuyor. Neyse efendim tüm hazır gıdalara inat, süper kolay hazırlanan, sağlıklı ve çok lezzetli krakerler yaptım bu sefer. Glütensiz oluşu da bonusu.

Malzemeler /Tarifin orijinali için tık tık

  • 1 bardak nohut unu (Doğalsanın nohut ununu kullandım, büyük marketlerde bulabilirsiniz)
  • 1 diş sarımsak
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1/4 bardak su
  • 1 çorba kaşığı çörek otu
  • 1/2 tatlı kaşığı tuz

Tarif

  • Fırını 175 derece ısıtın.
  • Sarımsağı ezin, nohut unu, tuz ve çörek otunu karıştırın, üzerine su ve zeytinyağı ekleyin bir hamur haline getirin, eğer hamur çok kuru görünüyorsa biraz daha su ekleyin ya da hamur çok ıslaksa biraz daha nohut unu ekleyin.
  • Yağlı kağıdın üzerinde merdaneyle incecik açın. Ne kadar ince açarsanız o kadar iyi. Üşenmezseniz bir kurabiye kalıbıyla parçalar kesin ya da bıçakla kareler de kesebilirsiniz. Krakerlerin üzerini kabarmaması için çatalla delin, fırın tepsisine yerleştirin.
  • Kontrollü bir şekilde üzeri altın rengi olana kadar pişirin, yaklaşık 15 dakika, ama çabuk yanıyor dikkat edin.
Posted in Kekler, kurabiyeler ve tartlar | Tagged , , , , | 8 Comments

Yulaflı ekmek ve uyuyan kedi

dsc_1253 copy

Ortaokulla lise dönemi boyunca erkek kardeşimle beraber okula gittik. Sabahları kalkınca önce onu uyandırırdım, çünkü çok zor uyanırdı. Uyandıktan sonra formasını giyer, giderken beni uyandır diyerek geri yatardı. Ben de öyle uzun uzun hazırlanan tiplerden değilimdir esasen, ama minik kardeş sabah uykusundan maksimum olarak faydalanmak isterdi yine de. Sonra mahmur mahmur uyanır, paltosunu giyer, otobüse yetişirdik.

fotoğraf (1)

Bu aralar halimi ona çok benzetiyorum doğrusu. Çünkü evde iyice hakimiyetini iyice ilan kedimiz geceleri zorla bizle uyumaya başladı. Aslında onunda beraber uyumak hoşuma gidiyor ama sabahları takriben 5-6 suları bu arkadaşta bir hareketlenme, yatağın üzerinde hop bir oraya bir buraya, kıpır kıpır bir haller. Zorla uyandırıyor cadı. Salona gidip gözlerim yarı kapalı bir 15 dakika oynatıyorum bunu. Oyuncağına yapışıp pıt pıt tırmalarken, koşa koşa geri dönüp, yatak odasının kapısını kapatıp yatağa atlıyorum. Sonra da garip bir uyku ve sabah uyanamama hali. Esasen uyumayıp kahvaltı etsem, sakin sakin hazırlansam, belki ortalığı toplasam ya da yoga yapsam ne tatlı olur değil mi? Ama cık, uyku çok tatlı geliyor. Yalnız geçen pazar arkadaşlarım kahvaltıya geleceği için Fıstık hanım kızımız uyandırınca hemen geri yatmayıp ekmek yaptım, tabii ki ekmek makinesinde. Sabah kahvaltıda sıcak ekmek yemenin tadı gerçekten ayrı oldu yani. Siz de deneyiniz.

Malzemeler (Küçük boy ekmek için)

  • 1 bardak su
  • 3 bardak beyaz un
  • 1/2 bardak yulaf ezmesi
  • 3 yemek kaşığı şeker
  • 1+1/4 tatlı kaşığı tuz
  • 2 yemek kaşığı süt tozu
  • 2+1/4 kaşığı instant hamur mayası
  • 1/2 bardak kabukları çıkartılmış ay çekirdeği

Tarif

  • Unu eleyin, yulaf ezmesini de içine karıştırın.
  • Ekmek makinenizin talimatlarına uyun, benimkinde önce sıvılar, şeker ve tuz, sonra un ve unun ortasına hafif bir çukur açarak maya koyuluyor. Ekmek makinenizin temel ekmek programını, orta kabuk kalınlığını ve küçük ekmek boyutunu seçin. Bırakın o pişirsin. Bu arada hamurun durumunu kontrol etmeyi ve daha önce verdiğim taktikleri (tıklayınız) uygulamayı unutmayın.
Posted in Ekmekler, Uncategorized | Tagged | 6 Comments

Zeytinyağlı bulgurlu biber dolması ve bir kitap

dsc_1195

Şimdi benim bir huyum var, beğendiğim, sevdiğim bir şeyi birilerine tavsiye etmeden duramam. Mesela yeni bir şarkı keşfetsem, hemen birine dinletmek isterim, ya da yeni bir blog görsem de hoşuma gitse, herkes okusun isterim, bir filmi beğensem anlatmadan duramam. Heyecanla “ayy bak şöyle bir şey var, sen de bir bak” diye herkesin başının etini yerim. Biraz törpülemeye çalıştım yıllar içinde bu huyumu, çünkü bazen ayarı tutturamayıp ilgisiz kişilere ilgisiz önerilerde bulunuyorum gibi geldi bana. Neyse ama bu aralar bir kitap okuyorum, onu tavsiye etmeden duramayacağım. Kitabın adı “Peri Gazozu”, Ercan Kesal yazmış. Hani bazı kitaplar vardır, okumaya doyamazsınız ama bitsin istemezsiniz ve o yüzden okumaya kıyamazsınız. Bu da o türden bir kitap. Bitmesin diye yavaş yavaş okudum ama bugün bitti ne yazık ki. Ercan Kesal’ın Anadolu’nun bir kasabasında hekimlik yaptığı yıllardan, Avanos’ta geçen çocukluğundan, ailesinden anlattığı hikayeleri okurken insanlığınızı bir kez daha sorgulamaktan kendinizi alamıyorsunuz. Çok hüzünlü ve çok güzel.

Bu tavsiyeden sonra nasıl yemek tarifine geçeceğimi bilemediğimden yine direkt konuya gireceğim mecbur. Dolma tarifi ile ilgili de söyleyecek de çok bir şeyim yok, sevdiğim bir blogdaki bir tariften ufak tefek değişiklikler yaparak uyarladım, aslında bildiğiniz zeytinyağlı dolma işte ama bulgurlu. Fakat hem daha lezzetli, hem daha hafif, hem de yapması daha kolay. Bulgur daha çabuk piştiği için veya yanlışlıkla çok pişince pirinç gibi dağılmadığı için kötü olma riski de pek yok gibi. Siz de deneyiniz tavsiye ederim.

Malzemeler

  • 3/4 bardak pilavlık bulgur
  • 1 büyük soğan
  • 7-8 dal yeşil soğan
  • 4 domates
  • 1 limonun kabuğunun rendesi
  • 1/2 demet maydanoz
  • 1/2 demet nane
  • 2/3 bardak sıcak su
  • 1 çay kaşığı yenibahar
  • 1 çay kaşığı kimyon
  • 600 gr dolmalık biber
  • Zeytinyağı
  • Tuz, karabiber

Tarif

  • Taze ve kuru soğanı yemeklik, küçük küçük doğrayın. İstediğiniz kadar (bence 3-4 yemek kaşığı) zeytinyağı ile birlikte tencereye alın. Altını kısın pişmeye başlasın.
  • Bu arada domateslerin kabuğunu soyun, küçük küçük doğrayın, ya da üşeniyorsanız robottan geçirin.
  • Soğanlar şeffaflaşınca domatesleri, bulguru, limon kabuğu  rendesini, tuz, karabiber ve sıcak suyu ekleyin, ağzını kapatıp bulgur suyunu çekene kadar pişirin. Piştikten sonra ince doğradığınız maydanoz, nane ve baharatları (kimyon ve yenibahar) ekleyin.
  • Bu arada biberleri yıkayıp içlerini çıkarın.
  • Harcı biberlerin içine doldurun, eğer bulgur tam pişmediyse aşırı doldurmayın patlamasın.
  • Yayvan bir tencerenin dibine zeytinyağı koyun üzerine dolmaları dip dibe yerleştirin. Dolmaların yarısına gelecek kadar su koyun, kapağını kapatın ve yaklaşık yarım saat orta ateşte pişirin.
Posted in Uncategorized, Zeytinyağlılar | Tagged , , , , | 6 Comments

Domatesli pilav ve barbunya pilaki

dsc_1162-2 copy

Bence yazın en güzel taraflarından biri doya doya domates yemek, ara sıra aldığım kiraz domatesleri saymazsak yaklaşık 3 yıldır kışın neredeyse hiç domates almıyorum. Kışın satılan domatesler plastik gibi geliyor bana, hiç hoşuma gitmiyor. O yüzden yaz sonu yaptığım domates konserveleri bütün kış yemekler için yetse de, salatada ya da sabah söğüş domates yemeyi çok özlüyorum itiraf edeyim. Ankara’da doya doya domates yemeyi ise “Ayaş” domateslerinin çıktığı Ağustos’a kadar erteliyorum genelde, geçen sene organik pazara takılırken “Beypazarı”nda yetişen çok tatlı domatesler de yemiştim burada değinmeden geçmeyeyim.

Bana göre kıpkırmızı yaz domateslerini şapır şupur yemek dışında yapabileceğiniz en güzel şeylerden biri de domatesli pilavdır. Ekşimtrak, nefis kırmızı renkli bir domatesli pilav ve yanında barbunya pilaki ve çoban salata veya cacık, rüyalarımı süsleyecek bir yaz sofrası olabilir. Yalnız doğru konuşmak gerekirse, ben aslında barbunya pilakinin de domatesli pilavın da uzmanı değilimdir. Aile efradı arasında barbunyanın uzmanı Çağlar’ın annesidir, domatesli pilavın uzmanı da rahmetli babaannemdi herhalde. Ama ben modern teknolojinden yararlanıp tariflerden birini (domatesli pilav) Gözde’nin blogundan, birini de (barbunya pilaki) Evcini’nden aldım. Aslında Gözde’nin yazısında iki tarif de mevcut ama ben Evcini’ninkini havuçlu ve patatesli olduğundan ve annemin tarzına benziyor diye tercih ettim. Tariflerde de kendime göre değişiklikler yaptım, tereyağı yerine zeytinyağı koymak ya da patatesi az koymak gibi ama bu değişiklikleri evdeki zayıflama heveslerini dikkate alarak yaptığımdan, yeniden bir tarif vermeye gerek yok diye düşünüyorum. İsterseniz linklere tıklayıp tarife bakın, ben ikisinden de çok memnun kaldım. Bir de Şemsa Denizsel’in blogunda domatesli pilav nasıl yapılır, bu konuda şahane bir yazı var (domatesli pilav 101) ona da bir göz atın derim.

kedi

Bu arada fotoğrafta gördüğünüz afacan bir aydır bizim evde, bir türlü adıyla seslenemesek de kendisine, adı Fıstık. Yaramaz, oyuncu, sıcakkanlı bir kız. Hoplamayı, zıplamayı, sinirlenince koltukları tırmalamayı , ayağım dahil imkan dahilindeki (poşet, kağıt, bozuk para, kablo, battaniyeden sarkan ip vs.) her şeyle oynamayı, ayakkabı dolabına girmeyi, Çağlar’ın spor ayakkabısına kafasını sokmayı, mutfak penceresinden dışarı bakmayı ve evden çıkarken peşimden fıymayı çok seviyor. Biz de onu seviyoruz, kerata. Benden şimdilik bu kadar, barbunya pişirenleriniz çok olsun, hepinize afiyet olsun.

Posted in Zeytinyağlılar | Tagged , | 6 Comments

Kıymalı lazanyamtrak güllaç

dsc_1111“Orada bir blog var uzakta, o blog benim blogumdu, yazmasam da o blog benim blogumdu” diye başlamak ve uzuun bir aradan sonra tekrar merhaba demek isterim sizlere. Bu sefer verdiğim ara ülke gündemine bağlı oldu ve tamamen benim dışımda oluştu esasen. İnsanlar sokaklarda ölürken, yaralanırken, üstüne bir de televizyondan fırça yerken, palalılar, sopalılar da sokaklarda ellerini kollarını sallaya sallaya gezerken ne yemek yapasım geldi, ne yemek göresim. O yüzden de biraz uzunca bir ara oldu bu sefer, yoksa tembelliğimden değil.

Aslında bu yemeği ben Ramazan’dan önce yapmıştım. Çok da güzel olmuştu ama önce enginar tarifini yayınliim da zamanı geçmeden, sonra bunu yayınlarım derken bugünlere geldik. Kendisi blogumun yegane ana yemek tarifi olması sebebiyle önemli yani, es geçmeyin bence. Tarif Refika Birgül’den yine, güllacı lazanya gibi kullanmak ne kadar da güzel bir fikir, aklınla bin yaşa Refika diye sesleniyorum buradan kendisine. Bir lazanya kadar leziz, bir makarna kadar hafif, haydi hepinize afiyet olsun.

İç malzemesi

  • 500 gram kıyması
  • 2,5 adet soğan
  • 1 tatlı kaşığı biber salçası
  • 1 tatlı kaşığı domates salçası
  • 1 çay kaşığı kuru kekik
  • 1 çay kaşığı kuru nane
  • 1,5 çay kaşığı karabiber
  • 1 çay kaşığı kimyon
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 2 çorba kaşığı zeytinyağı
  • 7 adet güllaç yaprağı
  • 1 tatlı kaşığı çörek otu
  • servisi için; süzme yoğurt

Sosu için

  • 4 adet domates
  • 5 diş sarımsak
  • 2 çorba kaşığı zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı domates salçası
  • 2 tatlı kaşığı biber salçası
  • 6-7 dal taze nane
  • 2-3 dal taze kekik
  • 1,5–2 bardak kaynar su
  • 2 çorba kaşığı beyaz üzüm sirkesi
  • 1 tatlı kaşığı karabiber
  • 1 çay kaşığı tuz

Tarif

  • Kabuğu soyulmuş domatesleri ve sarımsakları robotta çekip sos haline getirin ve ya elinizle yemeklik doğrayın.
  • Hazırladığınız bu sosu 2 çorba kaşığı zeytinyağı ile birlikte tencereye ekleyip içine 2 tatlı kaşığı biber ve 1 tatlı kaşığı domates salçasını katın. Bu şekilde harlı ateşte ara sıra karıştırarak 10 dakika pişirin. Sonra 1,5- 2 su bardağı kaynar su ekleyin. İçine 6/7 dal naneyi ince ince kıyın (ben kuru nane koydum, tazesi evde yoktu, nane çok yakışıyor bu arada kesin koyun), 2-3 dal kekiği (kurusundan koydum) ve iki çorba kaşığı beyaz üzüm sirkesini ekleyin. Tencereyi ateşten alın ve 1 çay kaşığı kadar da taze çekilmiş karabiber ekleyin. Güllaç yapraklarını bu sosla ıslatacaksınız.
  • 500 gram kıymayı tavada kendi yağında kavurmaya başlayın. Kıymanın rengi hafif dönünce içine 2,5 adet soğanı ince ince kıyarak ekleyin. Soğanlarla birlikte yaklaşık 10 dakika kavurun. Sonra içine 1‘er tatlı kaşığı domates ve biber salçasını, bir buçuk çay kaşığı karabiberi, 1’er çay kaşığı kimyon, kuru nane ve tuz ile 1’er tatlı kaşığı kekik ve zerdeçalı ekleyin. Malzemeleri İyice karıştırın ve kıymayı çok kurutmadan tencereyi soğuması için ateşten alın. İç malzemeniz de artık hazır.
  • Fırın kabının her tarafını iyice yağlayın. Yedi adet güllacı fırın kabınızın şeklinde kesin. Ara katlar için kırpık parçaları kullanın ama en üst ve en alt iki katmana kırpık parça kullanmayın. Sosunuzu 10 kata bölerek her kata yayın. 4. ve 7. kata hazırladığınız kıymalı harcı ekleyin. 10 katı yaptıktan sonra üzerine 1 tatlı kaşığı çörek otu serpip, 200 derecede ızgarası açık fırının ortasında 20 dakika pişirin. Üstü hafif kızarmaya ve çıtır olmaya başlayacak. Piştikten sonra dilimleyip, süzme yoğurtla servis etmenizi öneririm.
Posted in Uncategorized | Tagged , , | 6 Comments

İlkbahara veda ve zeytinyağlı enginar yemeği

DSC_1147

En sevdiğim mevsim ilkbahardır benim. Hep umut ve neşe verir bana, tahmin edilemez havası, kat kat giyinme halleri, aynı gün içinde bir üşümek bir sıcaktan yanmak bile hiç dokunmaz. Yaz da güzeldir ama baharın verdiği enerjiyi yazda pek bulamam. Bana göre yazda kendine özgü bir bunaltıcılık vardır.  Neyse efendim, takvime göre ilkbaharın son gününe varacağımız bu gece oturup bir durum değerlendirmesi yaptım. Allah’a çok şükür, bu ilkbahar benim için güzel geçmiş. Daha önce hiç görmediğim yerlere gidip, hiç yemediğim şeyler yemişim,  çiçek kokularını doyasıya içime çekip, hindibaların ve gelinciklerin güzelliklerine hayran kalmışım, yağmurlarda ıslanıp,  sıcaklarda bunalmışım, karanlıktan korkmuşum yine, hüzünlenmişim, neşelenmişim, ağlamışım, gülmüşüm, mutlu olmuşum çok, çok şükür.  Darısı yaza olsun inşallah…

Evet, bu girizgahtan sonra konuyu zeytinyağlı enginara nasıl bağlarım bilemedim ama bu yemeği ilk defa o mutlu anlardan birinde yedim sevgili okur. Kocaman bir masada birbirinden lezzetli yemekler ve güzel insanlarla birlikte, güzel bir anda. Karamelize olmuş soğan ve sarımsaklarla beraber lokum gibi pişmiş enginar, o güzel anları daha da unutulmaz kıldı, emin olabilirsiniz. O gece bir kez daha anladım ki, yemekler bile karmaşıklaştıkça lezzetlerinden bir şeyler kaybediyor ve en lezzetli olan şeyler de en basit olanlar çoğu zaman…

Enginarın mevsimi geçmeden siz de bu yemeği deneyin derim. Bu tarif  pişirdiklerini asla yemeye doyamadığım Nur abladan aldım, buradan ellerine sağlık diyorum, kocaman öpüyorum.

Malzemeler

  • 5 tane enginar göbeği
  • 2 tane soğan
  • 1 baş sarımsak
  • 1/2 demet dereotu
  • 1 kahve fincanı su
  • Zeytinyağı
  • Tuz

Tarif

  • Soğanları yemeklik küçük küçük doğrayın, yapışmaz bir tencereye zeytinyağı ile birlikte koyun, orta ateşte pişirmeye başlayın. (Bu yemekte zeytinyağını bolca kullanmaya özen gösteriniz lütfen, diğerlerinden kısarsınız;))
  • Sarımsakları küçük küçük doğrayıp tencereye ekleyin.
  • Enginarları iri iri doğrayın, tencereye koyun, şöyle bir karıştırıp, üzerine su ekleyin. Tencerenin altını iyice kısın, kapağını kapatın, tuzunu ekleyin, yaklaşık 1 saat boyunca yavaş yavaş pişmeye bırakın.
  • Enginarlar piştikten sonra üzerine dereotu doğrayın, afiyetle yiyin.
Posted in Uncategorized | Tagged , , | 2 Comments