Kolay ekşi maya ve ekşi mayalı baby lahmacun

Bizim Tuna tam bir ekmeksever çıktı sevgili okuyucu, bir bebişte böyle bir ekmek sevgisi görülmemiştir. Ekmek görünce heyecan basıyor bebeyi, elleri kolları çılgınca sallamalar, vermeyince bağırmalar, ne ararsan var. Hal böyle olunca, biraz da Nil’in gazıyla ekşi maya yapmaya karar verdim. Nil, ekşi mayayı yapmak için bana küçük bir hile önerdi ve ekşi maya iki günde hazır oldu. Hile de şöyle, ekşi maya biliyorsunuz sadece un ve suyla yapılıyor. Ben Nil’in tavsiyesiyle birazcık ama gerçekten çok az, çay kaşığının ucuyla bu karışıma instant maya ekledim. Mayayı sabah akşam besledim ve sıcakların da katkısı ile ekşi maya 2 güne oldu. Sabırsız insana şahane çözüm, yaşasın. O zaman buyrunuz tariflere…

Kolay ekşi maya

Malzemeler

  • Cam kavanoz
  • Tam buğday unu
  • Su
  • Çok az instant maya

Tarif

2 çorba kaşığı tam buğday unu, 2 çorba kaşığı suyu ve instant mayayı karıştırın. Kek kıvamı bir kıvamı olması gerekiyor, ona göre un veya su ilave  ağzını bir tülbentle kapatın. Her gün 2 çorba kaşığı un ve suyla besleyin. Ben bir haftadan sonra buzdolabına koyup, 2-3 günde bir beslemeye başladım.
Baby lahmacun

  • 1 çorba kaşığı ekşi maya
  • 1 çorba kaşığı uun
  • Bebek yumruğu kadar çift çekilmiş kıyma
  • 2 tane arpacık soğan
  • 1 yemek kaşığı doğranmış domates
  • Çeyrek yeşil biber
  • Bir tutam maydanoz
  • Zeytinyağı
  • Kimyon, tatlı kırmızı biber

Tarif

  • Fırını 150 dereceye ayarlayın. İçine lahmacunu pişireceğiniz tepsiyi koyun, ısınsın.
  • Hamuru 1 saat önceden hazırladım. 1 çorba kaşığı tam buğday unu ile 1 çorba kaşığı ekşi mayayı karıştırdım. Üzerini bir bezle kapattım.
  • Bu arada soğanı yemeklik doğrayın ve az suyla kavurun. Üzerine kıymayı ekleyip, onu da az su ekleyerek kavurun.Küçük doğranmış biberleri ve domatesleri de ekleyin. Hepsi piştikten sonra baharatları ve ince kıyılmış maydanozu da ekleyip, ocaktan alın
  • Lahmacunun hamurunu yağlı kağıt üzerinde açın, üstüne pişirdiğiniz karışımı yayın. Fırında ısınmış tepsinin üzerine yerleştirin. Yaklaşık 15 dakikada pişiyor. Tüm bebişlere afiyet olsun.
Posted in Bebek yemekleri, Et yemekleri, Uncategorized | Tagged | Leave a comment

Bebek yemekleri ve kuru fasülyeli pankek

img_3296-2WordPress’e giriş şifremi unutmuşum sevgili okur, e bu kadar zaman girmezsen olur tabii canım böyle diyebilirsiniz. Ne diyeyim haklısınız. Ama bi sorun neden bloga bunca zamandır hiç yazı yazmadın Nur diye. Ailemize yeni bir üye geldi, Tuna beybisi:)Gelmekle kalmadı, baya büyüdü maşallah, ek gıdaya bile başladı. Bu süreç içerisinde kendisinde gıda intoleransı olunca, gıda alerjisi demek istemiyorum, annesini sıkı bir diyete soktu. Yavrusuya dokunmasın diye emziren bir ana olarak sadece patates kızartması ve pirinç pilavı yediğim günler oldu. Ama geçti çoğu çok şükür. Şimdilerde mutfağa girip onun için tarifler deniyorum sıklıkla, yemediklerini de bi güzel götürüyorum,num num. O yüzden bebeğiniz yoksa, pekmez oranını artırıp kendinize deneyebilirsiniz, sadece İngilizler mi kahvaltı da kuru fasülye yiyecek canım, aa. Afiyet olsun…

Malzemeler

-3 yemek kaşığı kuru fasülye püresi

-1 tatlı kaşığı tam buğday unu

-1 tatlı kaşığı soğuk sıkım pekmez

-Çeyrek havuç rendesi/ya da 1 küçük anamur muzu

-Çay kaşığının ucuyla tarçın

Tarif

-Tüm malzemeleri karıştırıp, yağsız yapışmaz tavada pişirin. Bu kadar kolay.

Posted in kahvaltılık, Uncategorized | Tagged , , , , | Leave a comment

Ev yapımı zeytin ezmesi

2015/02/img_3131.jpgSon zamanlarda ülke gündeminde neye baksam karanlık ve yıkıcı. Gencecik Özgecan’ın vahşice öldürülmesi, bitmek bilmeyen kadın cinayetleri ve şiddet sarmalı, kar topu oynadı diye bir insanın bıçaklanması, iç güvenlik yasa tasarısı ve kitaplarda okuduğum polis devleti günlerine merhaba deme ihtimalinin bu derece kuvvetli oluşu, siyasetçilerin yalanları ve riyakarlıkları, kısacası ülke gündemi ile okuduğum her şey içimi sıkıyor. Okumayayım desem onu da yapamıyorum. Bana son zamanlarda gelecekle ilgili umut veren en önemli şeylerden biri Özgecan’ın babası ve ailesi (okumadıysanız lütfen babasının Ayşe Arman’la yaptığı röportajı okuyun) ancak onlar gibi düşünenler, empati yeteneği gelişmiş, merhametli, sevgi dolu, şefkatli insanlar var oldukça bir yerlere varabiliriz gibi geliyor, bilmiyorum. Böyle bir yemek tarifi yazısı olur mu onu da bilmiyorum ama son zamanlardaki duygu durumum böyle maalesef. Umarım siz ülke gündeminin bu haline rağmen iyimserliğinizi koruyabiliyorsunuzdur, bu da çok önemli çünkü her şeye rağmen hayat devam ediyor.

Bu tarifi de geçen hafta evde  olduğum bir gün denedim ve çok hoşuma gitti. Kızartılmış ekmeğin üzerinde ve sandviçlerde oldukça güzel oluyor. Siz de evde kimsenin yüz vermediği zeytinleri bu şekilde değerlendirebilirsiniz. Malzemelerin miktarını veriyorum ama bence bu miktarlara uymak zorunda değilsiniz, ağız tadınıza güvenin ve istediğiniz gibi değiştirin.

Malzemeler

  • Yaklaşık 130 gr kadar çekirdekleri çıkartılmış siyah zeytin
  • 1 diş sarımsak
  • 1 tatlı kaşığı kekik
  • 1 çay kaşığı pul biber
  • Zeytinyağı

Tarif

  • İşin en uğraştırıcı kısmı zeytinlerin çekirdeklerini çıkartmak, bunu hallettikten sonra gerisi çocuk oyuncağı, zeytinyağı hariç tüm malzemeleri rondoya atıp çevirin, püre gibi olduktan sonra saklama kabınıza alın ve üzerini zeytinyağı ile kaplayın. Afiyet olsun.

 

Posted in Uncategorized | Tagged , , , | Leave a comment

Bulgurlu cevizli fırında kabak dolması

DSC_1411

Geçtiğimiz Nisan ayında bir film izlemiştim. Filmi belki sizde izlemişsinizdir, hatta geçenlerde televizyonda da yayınlandı. Filmin adı “Into the Wild” Türkçe’ye “Özgürlük Yolu” olarak çevirmişler. Türkçe çevirisi birebir çeviri olmasa da güzel bir tanımlama olmuş sanki. Film gerçek bir hikayeden almış konusunu. Konu nedir derseniz, üniversiteyi yeni bitirmiş Christopher McCandless’ın sistemin bir parçası olmayı reddetmesi ve her şeyden (para, aşk, aile) uzaklaşarak Alaska’da tek başına kendini aramasının ve hayatı anlamaya çalışmasının hüzünlü hikayesi diyebilirim. Müzikleri de, görüntüleri de, filmin kendisi de çok etkileyici bence. Ama filmde beni en çok etkileyen sahnelerden biri, Christopher’ın Alaska’da Tolstoy’un bir kitabından, hangisi olduğunu hatırlamıyorum, okuduğu şu cümle oldu sanırım:

“Mutluluk yalnızca paylaşılınca gerçektir”.

Filmi izledikten sonra bu cümle üzerine düşündüm baya. Gerçekten mutluluk yalnızca paylaşılınca mı gerçek? Peki ya acı ya da korku da mı paylaşılınca gerçek? Bu sosyal paylaşım olayı da nedir? Facebook’u, Twitter’ı, Blogger’ı bütün bunların ardında bir şeyleri gerçek kılma hevesimiz mi var acaba? Bugün Tolstoy mezarından çıkıp gelse, günümüzdeki sosyal paylaşım ortamlarının popülerliğini görse ama ben demiştim mi derdi yoksa saçmalama Nur son zamanlarda çok boş vaktin var herhalde mi? Anlayacağınız kafam sorularla dolu, neyse etrafımızdan mutluluklarımızı paylaşacağımız insanlar eksik olmasın güzel okur.

Yine kabak dolması ile bu konunun bağlantısı kurulamayacağından doğrudan tarife geçeceğim. İşin kötüsü bu sefer tarifimde tam ölçüleri de veremeyeceğim, çünkü yapalı baya bir oldu, not da almamışım. Bir arkadaşınızdan tarif alır gibi düşünün bunu. Bu dolmayı özel kılan şey fırında yapılmış olması, fırında pişen her türlü sebze normal halinden kat kat lezzetli oluyo bence (bakınız brüksel lahanası). Üstelik dolmayı yapması da oldukça kolay, çünkü içini adeta kısır hazırlar gibi ince bulgurla yapıyorsunuz.

İnce bulguru, (6 kabak için yaklaşık 1 bardak gibi bir şeydi sanırım) sıcak suyla ıslatıp, şiştiğinde içine yarımşar demet nane, taze soğan, maydanoz, reyhan gibi yeşillikler koyup, yarım bardak kadar ufalanmış ceviz, nar ekşisi, zeytinyağı ve tuz ilave edip dolmanın iç harcını hazırlıyorsunuz. Bu arada da kaynar suda içlerini oyduğunuz kabakları 5 dakika haşlayıp soğuk sudan geçiriyorsunuz. Haşlanan kabakların içine harcınızı pay edip, fırın tepsisine yerleştirip, üzerine zeytinyağı gezdirip, kabakların kapaklarını da kapatıp, 200 derece fırında yaklaşık 40-50 dakika pişirip, yanında yoğurtla afiyetle yiyorsunuz.

Posted in Uncategorized, Zeytinyağlılar | Tagged , , , , | 2 Comments

Pideden pizza

wpid-20140715_202415_1.jpgBen bu Refika Birgül’ü çok seviyorum dostlar, tarifleri şahane ve pratik, kendi çok tatlı, yemeklerinin fotoğraflarını çeken Bahar Kitapçı ise bence yemek fotoğrafçılığı konusunda aşmış bir insan. Sanırım bu yüzden Refika’nın pişirdiği her tarifini denemek istiyorum. Bu sefer de geçen haftalarda televizyonda gördüğüm bir tarifini evdeki malzemelere uyarladım. O kadar hoşuma gitti ki, fotoğraf hiç içime sinmese de yayınlamak istedim. Tabii bu kararımda tarifin pideyle yapılması ve Ramazan’ın bitmesine 10 günden az kalması da etkili oldu. Umarım tarifi yeniden yapıp, güzel bir fotoğraf çekmeye imkan bulabilirim.

Tarifi yapması çok kolay ve istediğiniz malzemelerle deneyebilirsiniz, o yüzden detaylı bir malzeme listesi vermeyeceğim. Siz de yaratıcılığınızı ve evdeki malzemeleri kullanın ve bu tarifi Ramazan bitmeden deneyin lütfen.

Malzemeler

  • 1 adet bayatlamış pide
  • Dil peyniri/kaşar/kolot peyniri
  • 5 dilim pastırma (sucuk da olur bence)
  • Mantar, yeşil biber, kırmızı biber (ne seviyorsanız)
  • 1 kurutulmuş arnavut biberi
  • Tereyağı/Zeytinyağı

Tarif

  • Pidenin kenarında ince bir yuvarlak halka kalacak şekilde, orta kısmının yüzeyinden bir katman kesin. Pideyi elinizi kullanarak, suyla nemlendirin, 200 derece fırında 3 dakika kadar pişirin.
  • Çıktıktan sonra kenarlarına ve içine isterseniz tereyağı, isterseniz zeytinyağı sürün.
  • Ortasındaki boşluğa da kullandığınız peynir neyse ince dilimler halinde döşeyin, üzerine pastırmayı ince şeritler halinde dağıtın. Ben mantar ve yeşil biber de kullandığım için ince doğranmış mantarları ve yeşil biberleri de onun üzerine serdim.
  • En üst katmana da kullandığınız peynirden döşeyin.
  • 200 derece fırında peynirler hafif kızarana kadar pişirin. Çıkınca üzerinde az bir miktar zeytinyağı gezdirip, arnavut biberini de küçük küçük doğrayabilirsiniz. Çağlar bununla yetinmeyip turşu biberlerden de koydu, güzel oldu bence. Hepinize afiyet olsun
Posted in Uncategorized | 2 Comments

Fırında kabak mücver

20140622_183950

Merhaba sevgili okur, yine uzunca bir süre buraları boşladım ama inan bir sebebi yok. Aslında belki de var, mesela evdeki bilgisayar inanılmaz derecede yavaş. Bir yemek yapıp fotoğraf çektiğimde, onu bilgisayara aktarıp düzeltmeleri yapıp oradan bloga aktarmanın  saatler sürmesi benim gibi tezcanlı bir insan için (beni tanıyan güzel insanlar eğer “sen mi tezcanlısın?” diyosanız, evet araba kullanırken ve mutfakta on tezcanlı gücündeyimdir) gerçekten caydırıcı bir sebep. Sonra haftada ancak iki, üç kere yemek pişirmem de bir diğer sebep. Düşündüm de belki de değil, çünkü insan gerçekten isterse böyle bir şeyi kafaya bile takmaz bence. Neyse efendim durum bu işte, buralara sık sık yazamadığım gerçeğini kabullendim. Ama umut verici bir gelişme oldu blogum adına, cep telefonumla da fotoğraf çekebileceğimi fark ettim. Misal bu fotoğrafları cep telefonum ile çektim. Hiç de fena değil gibi geldi bana, ne dersiniz? Böylelikle daha kolay fotoğraf çekip, yeni yazı ekleyebilirim, umarım:)

Bir diğer gelişme de instagram hesabı açmış olmam, hesabımda kedili kuşlu fotolar falan paylaşıyorum. Bakmak isterseniz kod adım memurella, geç de olsa ben de bir yerden teknolojiyi takip ediyorum canlar, Tanrı teknolojiyi korusun:) Yalnız Twitter’dan sonra Instagram bi tatlı bi minnoş, her yerde sevgi pıtırcığı resimler, kediler, köpüşler, yemek sofraları, şirin objeler… Gerçekten bambaşka bir dünya söz konusu, yaz sıcağında siyasetle filan bunalmak istemeyenlere şiddetle tavsiye ederim.

20140622_183852

Fırında kabak mücvere gelince, bi kere tembeller ve hafif beslenmek isteyenler için çok ideal bir tarif bence. Tembeller için olumlu tarafı kızartma başında durup yağ içinde kalmamak ve ayakta beklememek; hafif beslenmek isteyenler içinde mücverin hem fırında pişmesi hem de tam buğday unlu olması, daha ne olsun yani? Yanına bir de ev yoğurdu ve salata koyup ana yemek gibi sunabilme ihtimali de çok şahane bir şey bana sorarsanız, ki normal bir mücverle bunu yapabilmek benim için bile çok zor olur. Yakında görüşmek üzere sevgili okur, öperim yanaklarından.

Malzemeler

  • 4 tane orta boy kabak
  • 1 su bardağı tam buğday unu
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 3 yumurta
  • 150 gr beyaz peynir
  • 1/2 su bardağı zeytinyağı
  • 2-3 dal taze soğan
  • 1/2 demet dereotu
  • 1 yemek kaşığı reyhan (Bunun yerine taze fesleğenle kullansanız ne güzel olur. Ben evde yoktu kullanamadım. 1 küçük demet koyardım olsaydı)
  • 1 yemek kaşığı kuru nane
  • 1 paket kabartma tozu
  • Toz kırmızı biber, karabiber, tuz

Tarif

  • Fırını 200 derecede önden ısıtın.
  • Kabakları rendeleyin, taze soğan ve dereotunu  doğrayın, peyniri ufalayın.
  • Rendelediğiniz kabakların üzerine yoğurdu, yağı, peyniri, soğanı, dereotunu, tuz, kırmızı biber ve diğer baharatları koyup kaşıkla karıştırın. Yumurtaları ekleyin, karıştırın. Unu ve kabartma tozunu, da ekleyin, tekrar kaşıkla bir karıştırın, kaynaştırın. Fırın kabına dökün yavruyu.
  • Önceden ısıttığınız fırında üzeri kızarana kadar, yaklaşık 45-50 dakikaya tekabül ediyor, pişirin. Afiyet olsun.

 

Posted in Zeytinyağlılar | Tagged , , , | 6 Comments

Böğürtlenli cheesecake

DSC_1374 copy
Eveet yine uzun zaman oldu sevgili okur, bir süre ülke gündemi sebebiyle, bir süre de seyahatler ve üşengeçlikten dolayı yazı yazamadım. Bu zaman zarfında iyi kötü pek çok şey yaşandı. Tapeler çıktı, seçimler oldu, yağmurlar yağdı, güneşler açtı, bahar geldi, Hıdırellez geçti, blogumun 4. yılı arada kaynadı, bizim kedi üç defa kızgınlık geçirdi, Defnoşumuz agu gugu bir takım sesler çıkarmaya başladı, seyahatlere gidildi, kilolar alındı, verildi.

Kendi adıma, yaşanan güzel şeylerden biri Gaziantep’e gitmek oldu. Siz mutfakla arası iyi olan güzel insanlara da  şiddetle tavsiye ederim. Naapın edin bir hafta sonu Gaziantep’e gidin ve Zekeriya Usta’nın katmerinin, Erçelebi’nin künefesinin ve Halil Usta’nın küşlemesinin tadına bakmadan oradan dönmeyin. Böyle bir yemek kültürü, böyle bir lezzet ve artı olarak böyle iyi kalpli, tok gözlü, güzel insanlar dünyanın başka bir yerinde yok. Bonus olarak da dar sokaklar, taş binalar, durduk yerde karşınıza çıkıveren hanlar, Bakırcılar Çarşısı, Zeugma müzesi ve Tahmis kahvesi, insan daha ne ister…

gaziantep1

Evdeki mutfak cephesi ise bu süreç boyunca biraz yavan kaldı itiraf edeyim. Hep bilindik yemekler, alıştığımız tatlar… Hatta evde iki hafta boyunca hiç yemek pişmeyen bir dönem geçti. Çağlar isyan etti, ben idare ettim. Ama sonunda mutfağı ve blogumu özlediğimi fark edince, hafta sonu oturdum durumu telafi etmek için kallavi bir şey yapmaya karar verdim. Netice olarak ortaya bu böğürtlenli cheesecake çıktı ki, çok da iyi oldu, güzel oldu bence. Esasen ben bu cheesecake tarifinin vişneli halini Gözde’nin blogunda (Gurme Mutfak Hikayeleri) yaklaşık iki sene önce görmüştüm, fotoğraflara bayılıp hemen yapmak istemiş, sonra da cheesecake yapmakla uğraşamayacağıma kanaat getirip vazgeçmiştim, hay bin tembellik, ne kadar büyük bir kayıp. Hayatımda yediğim en hafif ve en lezzetli cheesecake’den iki yıl boyunca mahrum kalmışım .

Tarifte bir takım değişiklikler yaptım ki, en kayda değer olanı tabanı. Ben cheesecake tarifinde kullanılan Burçak bisküviler yerine yulaf ezmesi, badem, hurma, hurma şurubu ve tereyağ kullanarak daha sağlıklı bir şeyler yapmaya çalıştım, gayet de güzel oldu. Eğer siz de benim gibi içinde ne olduğunu anlamadığınız ambalajlı gıda ürünlerini kullanmama konusunda takıntılıysanız, bu tarifi çok sevecekseniz. Hepinize afiyet olsun.

cheesecake

Malzemeler

Tabanı için

  • 2 su bardağı yulaf ezmesi
  • 1 su bardağı badem
  • 5 tane hurma, çekirdekleri çıkartılmış, küçük doğranmış
  • 1 yemek kaşık hurma şurubu (yerine şeker de koyabilirsiniz)
  • 80 gr eritilmiş tereyağı
  • Bir kaç damla vanilya aroması

Dolgusu için

  • 1 paket labne peyniri (300 gr)
  • 200 gr süzme yoğurt (ben yaklaşık 300 gr koymuş olabilirim)
  • 1/2 paket krema (100 ml) (ben evde krema olmadığı için koymadım, onun yerine İpek Hanımın Çiftliği’nden aldığım süper yağlı ve lezzetli sütle yaptığım krema gibi bir yoğurt vardı ondan koydum)
  • 1/2 bardak şeker
  • 3 yumurta
  • 1 çorba kaşığı mısır nişastası
  • 1 çay kaşığı vanilya esansı

Üzeri için

  • 2 su bardağı dondurulmuş böğürtlen (böğürtlenleri biraz önceden çıkartın çözülsün)
  • 1 bardak böğürtlen suyu karışımı (çözülen böğürlenlerin suyu+ normal su)
  • 1 tepeleme çorba kaşığı şeker
  • 2 çorba kaşığı buğday nişastası (ben evde buğday nişastası olmadığı için mısır nişastası koydum)
  • 1 yemek kaşığı vişne reçeli (opsiyonel, ben canım biraz da vişne tadı almak istediği için koydum)

Tarif

  • Fırın 190 dereceye ayarlayın. Robota yulaf ezmesi ve bademi koyup hızlıca çevirtin, tamamen olmasa da yaklaşık olarak un gibi olmalı, hurmaları, 1 yemek kaşığı hurma suyunu, eritilmiş tereyağını ve vanilyayı ekleyin, çevirtin, fotoğraftaki gibi topaklanmalı, topaklanmazsa 1 yemek kaşığı su ilave edebilirsiniz.
  • Topaklanan yulaflı tabanı yağlayıp unladığınız kek kalıbına yayın, kaşıkla iyice sıkıştırın ve düzeltin. Fırında yaklaşık 15 dakika kadar pişirin. Fırından çıkartıp soğumaya bırakın.
  • Bu arada dolguyu hazırlamaya başlayın, labne peynirini, süzme yoğurdu krema gibi olana kadar çırpın, daha sonra kremayı, şekeri ve teker teker yumurtaları ekleyin, vanilyayı ve nişastayı ekleyip çırpmaya devam edin.
  • Peynirli karışımı soğumuş tabanın üzerine dökün, fırının orta bölmesinde yaklaşık 50-55 dakikada pişmiş oluyor. Piştikten sonra soğuması için oda sıcaklığında bekletin.
  • Önceden buzluktan çıkardığınız böğürtlenlerin suyunu alın, üzerine 1 bardağa tamamlanacak kadar su ekleyin, şeker ve nişasta ile birlikte bir sos tenceresinde kısık ateşte karıştırarak pişirin, sosun kıvamı koyulaştığında içerisine böğürtlenleri ekleyin, 1-2 dakika da böğürtlenlerle beraber pişirin. Soğumaya bırakın.
  • Sos bir miktar soğuduktan sonra, soğumuş olan cheesecake’in üzerine dökün, buzdolabında 4-5 saat bekledikten sonra afiyetle yiyin, Gözde’ye ve bana içinizden teşekkür edip, sevgilerinizi gönderin:)
Posted in Uncategorized | Tagged , | 10 Comments

Pazılı mercimek çorbası

pazılı mercimek çorbası

Geçtiğimiz günlerde kime ait olduğunu bilmiyorum ama şöyle bir söz duydum “Alışkanlıklar insanın cehennemidir” . Uzun uzun düşündüm ne demek olabilir bu diye. Hala tam manasını kavrayamasam da, farkına vardım ki, olmazsa olmaz diyerek alışkanlık haline getirdiğimiz her şey özgürlüğümüzü bir parça da olsa elimizden alıyor. Daha sonra alışkanlık haline getirdiğim neler var hayatımda onları bir düşündüm. Güzel olan şeyler vardı aslında, sağlıklı beslenmeye gayret etmek, egzersiz yapmak gibi, ama kötü olan şeyler de az değil hani ve kanaatimce en kötü alışkanlıklarımdan biri İnternet başında vakit öldürmekti. Güzel olanları bir kenara bırakalım da en azından kötü olanları bıraksak iyiydi. Boş vakitlerimi değerlendirmek için Facebooka bi göz atmak, köşe yazılarını okumak,alışveriş sitelerine bi bakıp çıkmak, Twitter’de neler oluyor kontrol etmek çoğu zaman amaçsızca yapılan, pek de faydalı olmayan eylemlerdi. Bunun üzerine dedim ki en azından bir tüm gün boyunca çok gerekli olmadıkça hiç internete girmeyeyim. Önce çok zor olur gibi geldi, sanki vakit geçmez olur, en azından bir gazetelere şöyle bakmak isterim, Twitter’a, Facebook’a gözlerim kayıverir diye endişelendim. Ama endişelerim pek de yersiz çıktı sevgili okuyucu, gün boyu İnternete girmeyince de vakit geçiyormuş, hem de çok daha güzel geçiyormuş onu anladım. Bütün gün İnternette vakit öldürmeyince, akşam vakti geldiğinde kafam daha dinç, keyfim daha yerindeydi. Gün boyu pek de sıkılmamış, bir sürü şey öğrenmiştim. Her ne kadar ertesi sabah patlayan gündemi takip edicem diye, kendimi Twitter’in kollarına kaptırıversem de, bu İnternet detoksunu ara ara yapmayı düşünüyorum, bünyeme iyi geldi kesinlikle. Mercimekli pazı çorbasına gelince doyurucu, lezzetli ve kolaydı, deneyiniz.

Malzemeler
1 demet pazı
1 çay bardağı yeşil mercimek
1 iri soğan
2 diş sarımsak
1 yemek kaşığı domates salçası
2 yemek kaşığı nar ekşisi
1 tane kurutulmuş acı biber
Zeytinyağı, tuz, karabiber
Yaklaşık 3-4 bardak su

Tarif
Yeşil mercimeği su ile birlikte tencereye alın hafifçe yumuşayana kadar haşlayın, çok pişip dağılmasına izin vermeyin.
Bu arada pazıyı yıkayıp bir parmak kalınlığında doğrayın.
Soğanları yemeklik doğrayıp tencerede zeytinyağı ile birlikte şeffAflaşana kadar kavurun.
Sarımsakları da küçük küçük doğrayıp soğanların üzerine ekleyin.
Sarımsakların da kokusu çıkınca salçayı ekleyip karıştırın.
Haşlanmış olan yeşil mercimeği suyuyla birlikte ekleyip yaklaşık 5 dakika pişirin.
Daha sonra ve pazıları da ekleyin ve üzerini kapatacak kadar su ekleyin, kurutulmuş acı biberi ufalayın ve nar ekşisiyle birlikte ekleyin. Pazılar yumuşayıncaya kadar pişirin. Ama çok pişirip dağılmalarına izin vermeyin.

Posted in Uncategorized | 1 Comment

Beyaz peynirli gnocchi nam-ı diğer İtalyan mantısı

gnocchi

Allah’ım ne kadar ironik bir tarif adı oldu, beyaz peynir, mantı, İtalyan hepsi bir arada. Şimdi çok iddialı da değilim, hani bu yemek böyle mi adlandırılmalı ben de bilemiyorum. O yüzden gnocchi mantı değildir, olsa olsa tortellini mantı olur diye çıkmayınız karşıma lütfen. Ne diyeyim bu tarife, onu deyiniz, yardımcı olunuz:) Esasen gnocchi, haşlanmış patates, un ve yumurtadan yapılan aynı bu tarifteki gibi kesilen sosla servis edilen bir yemek, ben de biliyorum. Tarifini yıllar önce bir yerde gördüğümde yapmaya heveslenmiş, sonra da zor olduğuna kanaat getirip vazgeçmiştim. İtalya’ya gittiğimde bir kere bir restoranda denemiş, pestolu sosuna rağmen, pek de beğenmemiştim. Geçenlerde Apartment11.co‘da lor peynirli versiyonunu görünce, yapmaya heveslenmiş sonra yine üşenmiştim.

Geçtiğimiz günlerde içimde yemek yapma aşkının yandığı bir vakitte, evde uzun zamandır açılmamış paketiyle öylece bekleyen beyaz peyniri görüp, aha dedim, bu peyniri tüketmeli, bu tarifi denemeliyim. Gördüğünüz gibi tarif değiştirmekte hiç tereddüt etmem. Neyse efendim bu tarif değiştirme maceramın neticesinde, evdeki malzemeler ve Martha Stewart’ın sos tarifi ile enfes bir yemek çıktı ortaya. Hazır önümüz de sevgililer günü, ister sevgilinize, ister sevdiğiniz insanlara yapınız üşenmeyiniz, afiyetle yiyiniz.

Malzemeler

  • 250 gr beyaz peynir
  • 2 yumurta
  • Yaklaşık 1,5 bardak (200 gr) un (1 bardak unu ekledikten sonra kalanını kontrollü bir şekilde ekleyin, katı bir hamur olmamalı ama hamuru bıçakla kesebilmelisiniz)
  • Karabiber

Sos için

  • 1 soğan
  • 3 diş sarımsak
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 400 gr domates konservesi
  • 2 yemek kaşığı sirke
  • 4 dal taze biberiye (1 demet taze fesleğen de çok güzel olur bence)
  • 1 tane kurutulmuş acı biber, ya da sadece kırmızı biber
  • Zeytinyağı
  • Tuz, karabiber

Tarif

  • Beyaz peyniri çatalla ezin, yumurtaları kırıp karıştırın. Karışıma unu eklemeye başlayın. Ben önce 100 gr kadar ekledim, sonra da yavaş yavaş kalanı ekledim. Hamurunuz çok sert olmasın, kontrollü gidiniz.
  • Hamurunuzu bir kesme tahtasına alın, unlayıp 5-6 parçaya bölün. Böldüğünüz parçaları yaklaşık ikişer santimlik küçük parçalara bölün. Kesme tahtanızın üzerinde beklesin yavrular. Bu aşamaları Apartment11’in tatlı kızları çok güzel fotoğraflamışlar, lütfen tıklayıp inceleyin.
  • Sos için soğanı küçük küpler halinde doğrayın, zeytinyağı koyduğunuz sos tenceresine alıp bir kaç dakika kavurun.
  • Sarımsakları ezip, tencereye ekleyin. Onlar da bir kaç dakika kavrulsun.
  • Salçayı ekleyip, onu da kavurun.
  • Domates konservesini, sirkeyi ekleyin. Biberiye, tuz, karabiber ve acı biberi ekledikten sonra yaklaşık 20 dakika orta ateşte pişirin.
  • Bu arada mantıları haşlamak için tencereye su koyup kaynatın. Su kaynadıktan sonra tuzu ekleyip, mantıların yarısını tencereye atın. Pişen mantılar su yüzeyine çıkacak. Pişen mantıları pişmiş olan sosun için koyup, karıştın. Yaklaşık 4-5 dakika bekletirseniz daha iyi olur. Aynı işlemleri mantıların kalanı için de yapın.
  • Evde parmesanınız varsa servis ederken kullanınız, acımayınız. Bizde yoktu kullanamadık yine de çok lezzetli oldu, yoksa da üzülmeyiniz. Hepinize afiyet olsun.
Posted in Makarnalar, Uncategorized | Tagged , , , , | 6 Comments

Buğdaylı ıspanak kökü yemeği

DSC_1271Genel olarak kitap okumayı seven bir insanımdır ama bu aralar pek de kitap okuyabildiğim söylenemez. Eve gidip yemek yapıp, ortalığı toparlayıp, CNN Türk’ün başına geçip macera filmi izler gibi tartışma programı izler oldum. Kim kime ne demiş, nerede ne olmuş vay vay nidaları  içinde hayret, korku ve üzüntüyle yorumcuları dinliyorum. Geçenlerde Uykusuz’un kapağında paçalarını sıvamış bir amca “herkes dışarı çıksın bi ülkeyi yıkayayım, b.k içinde kaldı ortalık” diyodu ya, durup durup onu diyorum, biri bu ülkeyi su tuta tuta foşur foşur yıkasın bence. Bu düşünceler içinde, akşam vakti böyle televizyonun  karşısında gerim gerim gerildikten sonra tuhaf bir halde yatağa yollanıyorum. Garip bir döngü.

Dedim ya pek kitap okuyamıyorum bu ara, ama elimde Murat Menteş’in Ruhi Mücerret kitabı, yolda, belde okurum belki edası ile her yere geliyor benimle, geçen gün çok tatlı bir bölüm okudum onu da burada yazmak  istedim, belki bu karanlık günlerde biraz ruhumuz temizlenir, belki dışarıda olanı dışarıda bırakıp kendi cennetimizi inşa etmek için biz de bir adım atarız diye.

“Cennete ve cehenneme bu dünyada adım atarız. Ölmeden cennete gitmek ister misin Ruhi Bey?”…”…Dünyada bir cennet inşa edersen, ölümle cennete yatay geçiş yaparsın… Demek ki dünyada mümkün olduğunca yaşatmaya bakmak gerek. Fidan dik, kuş besle, evlat büyüt, umut ve sevinç aşıla. İnsanlar senin yanındayken kendilerini cennetteki gibi kınanmayan, yadırganmayan, dışlanmayan  aksine ödüllendirilen, yüceltilen, hoşnut edilen, ikramda bulunulan konumunda, özgür hissederlerse sen, bulunduğun yeri cennete benzetmişsin demektir”

Sizin için küçük benim için büyük not: Bugün benim için dünya gerçekten cennete çok benziyor, çünkü minik yeğenim Defne Hanım, bahar havasını andıran bu Ocak sabahı itibari ile dünyaya geldi, Allah uzun, sağlıklı ömürler versin, güzel günler göstersin inşallah:)

Malzemeler

  • Yarım kilo ıspanağın kökleri
  • 1 orta boy soğan
  • 2 diş sarımsak
  • 3 adet domates ya da 2 yemek kaşığı salça
  • 3 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1/2 tatlı kaşığı şeker
  • 1 yemek kaşığı limon suyu
  • 1 bardak haşlanmış buğday
  • Sıcak su

Tarif

  • Önceki geceden ıslattığınız buğdayları haşlayın.
  • Ispanak köklerini iyice yıkayın, ucundaki sert kısımları kesin, çok iri ise orta büyüklükte parçalara bölün.
  • Tencereye zeytinyağını koyun, soğanları ve sarımsakları şeffaflaşıncaya kadar kavurun.
  • Domatesleri küçük doğrayıp ekleyin ve 5 dakika kadar pişirin.
  • Limon suyu, şeker, tuz ve karabiber ekleyip karıştırın.
  • Ispanak köklerini ekleyin bir kaç dakika karıştırın, haşlanmış buğdayı ve her şeyi kapatacak kadar sıcak suyu ekleyin. Ispanak kökleri yumuşayana kadar pişirim, ılık ve ya soğuk servis edebilirsiniz.
Image | Posted on by | 4 Comments